1 Mayıs 2010’da yüz binlerce işçinin, çalışanın ve solcunun doldurduğu Taksim Meydanı Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli günlerinden birine ev sahipliği yaptı. O gün Taksim’de bir eşik geçildi. Sıkıyönetimden, 12 Eylül rejimine, ANAP hükümetlerinden, koalisyon hükümetlerine ve 8 yıllık AKP hükümeti dönemine kesintisiz devam eden dahası son iki-üç yıldır hükümetin açık şiddet kullanarak sürdürdüğü Taksim’de 1 Mayıs yasağı berhava oldu. Emek hareketi ve sosyalist sol yıllardır ısrarla, inatla ve sabırla yürüttüğü mücadele sonucunda Taksim yasağını tarihin çöp sepetine attı. Taksim’de özgürce 1 Mayıs kutlamakta ısrar edenler, bu uğurda direnenler haklı çıkmanın ve kazanmanın övüncünü yaşamayı yerden göğe hak ettiler.
Yüz binler Taksim’e geldi, polis geri çekildi ve hiç bir olay çıkmadan yüz binlerce emekçi1 Mayıs’ı kutladı ve gitti. Peki yıllarca 1 Mayıs’ı kutlamak isteyenlere uygulanan baskı, estirilen terör, sıkılan kurşun ve gaz için özür dilenmeyecek mi? Hükümetin ve İstanbul valisinin işçilere, sendikalara ve solculara bir özür borcu var. 1 Mayıs 1977’nin katillerini bulamadığınız için, Taksim’e çıkmak istediği için öldürülen Mehmet Akif Dalcı için, Taksim’e çıkmak isterken dövülerek sakat bırakılan genç kız için, biber gazı sıktığınız, copladığınız, polis botlarıyla çiğnediğiniz insanlar için özür borcunuz var.
Geçmişte 1 Mayıs kutlamalarına burun kıvıranlar, Taksim’de 1 Mayıs kutlamakta ısrar edenleri “takıntı” ile itham edenler, Taksim’i hükümetin bahşettiğini sıkılmadan söylese de tarih 1 Mayıs 2010’u emekçilerin kazanımı olarak, Türkiye solunun kazanımı olarak yazacaktır. Taksim yasağının kırılmasını hükümetin karnesine başarı notu olarak yazmak için fırsatı kaçırmayanlara sormak lazım: madem 1 Mayıs hükümetin lütfü neden 8 yıl bekledi?
1 Mayıs 2010 konusunda bir diğer dezenformasyon ise Taksim’de 1 Mayıs kutlanmasını Ergenekon davasına bağlamaktır. Emek hareketinin ve solun başarısını gölgelemek isteyenler bu safsatayı ileri sürüyor. Basit sor şu: hadi son iki yılı bununla açıkladınız. AKP 2002’den bu yana hükümet; peki daha önce defalarca niye 1 Mayıs’ı engelledi?
Öte yandan insan düşünmeden edemiyor: 1 Mayıs 77 katliamının asıl sorumlusu olan dönemin ABD ve NATO destekli gizli örgütlenmelerinin adını anmadan, gladyodan-kontrgerilladan hiç söz etmeden 1 Mayıs 77 katliamını da Ergenekonun içine sokuşturmak hangi akla hizmet?
Bütün bu saptırma ve dezenformasyon girişimlerine rağmen güneş balçıkla sıvanacak gibi değil. 1 Mayıs 2010’da devletin 32 yıllık keyfiliği ve ayıbı emekçi iradesiyle sona erdirilmiştir.
Ancak 1 Mayıs 2010 sadece bir devlet zihniyetinin kırılması, bir yasağın aşılması ötesinde bileşimiyle de bir dönüm noktasıydı. 1 Mayıs 2010 Taksim kutlamalarına geniş bir emekçi katılımı damgasını vurdu. Alanı önce sendikaların kortejleri doldurdu. 1980 öncesi 1 Mayıs’ların emek hareketinin sadece bir kanadı tarafından kutlandığı düşünülecek olursa 1 Mayıs’ın geniş emekçi yığınlar nezdinde çok ciddi bir yer edindiği görülecektir. 1 Mayıs 2010 tartışmasız emekçilerin baskın olduğu bir kutlamaydı. 1 Mayıs 2010 egemen olan hava AKP hükümetinin emek karşıtı politikalarının protestosu idi. Güvencesizler, işsizler, gidişattan memnun olmayanlar vicdanlarını sesini dinleyerek oraya gelmişti. Taksim alanı Türkiye’nin toplumsal muhalefetinin ittifakıydı adeta.
1 Mayıs 2010, sadece örgütlü emek hareketinin değil, güvencesiz çalışan, ezilen, yoksul toplumsal kesimlerin ve çok değişik muhalif çevrelerin, grupların kendilerini ifade ettikleri, ortak bir zemin oluşturdu, bir duygudaşlık yarattı. Emekçilerin Taksim yasağını kırmaları toplumda çok geniş bir sempati halesi yarattı. 1 Mayıs’ın, emek hareketinin ve solun sembolleri geniş bir meşruiyet kazandı.
1 Mayıs 2010 Tekel işçilerinin direnişinin ardından emeğin yeni bir silkinme hamlesi oldu. 1 Mayıs 2010 yıllardır güç biriktiren emek hareketinin görkemli geri dönüşüdür. Örgütlüsüyle, örgütsüzüyle, Türkiye’nin sınıf gerçeği bir kez daha kendini hissettirdi. 1 Mayıs 2010 emek-eksenli, hak eksenli, eşitlik eksenli bir sol siyaset için güçlü bir zemin olduğunu gösterdi. 1 Mayıs, emek, toplumsal adalet ve eşitlik eksenli bir mücadelenin, hak eksenli bir mücadelenin mümkün ve zorunlu olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Ancak 1 Mayıs 2010 mevcut sendikal yapının emek hareketindeki ivmeyi, gelişmeyi kucaklama ve ona önderlik etme kapasitesinin çok zayıf olduğunu da gösterdi.
Umarız 1 Mayıs 2010, pusulalarını ve emeğin sorunlarıyla rabıtalarını kaybetmiş siyasetçilerin ve sendikacıların uyanmalarına vesile olur.